Sana iki isim verdik biz. Aslında sevmezdim iki isimlileri ama yaptık işte. Güneş Ece oldun bizim için. Güneş; evimizi ve içimizi varlığınla haberdar ettiğin ilk günden itibaren bir güneş gibi aydınlattığın içindi. Ece; ne olursa olsun ömrümüz boyunca seni koşulsuz seveceğimiz ve ailemizin kraliçesi olacağın için. Sen bizi hiç üzmedin ece. Hamileliğin, doğumun (ters oluşun dışında:) ve bebekliğin çok rahat dönemlerdi. Hala da öyle geçiyor. Umarım mimarı olacağın kendi hayatını kurarken sen de çok fazla zorlukla karşılaşmaz; karşılaştığın zorlukları coşkulu ve güçlü bir biçimde çözme azmini içinde bulursun, unutma biz arkanda olacağız.
Sevgili kızım, çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Şu an için coğrafi ve kültürel açıdan. Umuyorum ki yıllar içinde sosyal açıdan da daha iyiye doğru gideriz. Çünkü maalesef ülkemiz bir iç savaş yaşıyor. Her ne kadar adı konmasa da bu böyle. Hergün bombalar patlıyor, çatışmalar oluyor, askerler ölüyor, ölmezlerse bir sebepten tutuklanıyorlar. Annen haberleri izleyemiyor çünkü cenazeleri izlerken gözyaşlarını tutamıyor. Baban da bir asker. Ülkesini çok seviyor. Belki benden daha çok… Diken üzerindeyiz sevgili kızım. Yine de normal hayatımıza devam ediyoruz ‘mış gibi yapıyoruz. Kardeşlerin evine ateş düşme’miş gibi, birgün kapımız çalınmayacak’mış gibi, bir çok tüketim ürününde en fazla vergiyi vermiyor’muş gibi, yine de senin önünde uzun bir zaman dilimi var, herşey iyiye doğru evrilme eğilindedir fizik kanunlarında, ben de kendimi böyle avutuyorum.


Artık parklardan zevk alıyorum. Salıncağa binmek yeni hobim. Günler böyle geçiyor işte…


