Eylül, 2009 için arşiv

>PAMUKOVA NO.3

Yayınlandı: 30 Eylül 2009 / PAMUKOVA

>Çarşamba günleri Pamukova’nın pazarı kuruluyor. Ben de pazar kurdu olarak ders çıkışı gezdim tabii ki.

Sanırsınız ki Pamukova küçücük bir kasaba değil, çünkü pazar Pamukova’nın heryerinde kuruluyor; nerdeyse ve her sokak tıklım tıklım dolu! Burada pazar tezgahları devasa büyüklükte ve her şey çuvalla satılıyor. 1 kilo incir istedim, pazarcı amca bana kasayla vermeye çalıştı, ben tek başımayım, 1 kilo yeter dedim, aslında yarım kilo alacaktım ama kasa teklifinden sonra utandım. Pişman da olmadım değil, ben böyle incir yemedim. İçi kıpkırmızı, kabuğu çabucak soyuluyor, üstelik 1 TL!

Hele o közlemelik kırmızı biberler yok muydu, gerçekten içim gitti: Resmen çuvalla satılıyor burada o kırmızı biberler. Közle közle bitmez! Evim de burada olacaktı, her çarşamba ne yemekler yapılır buradaki sebzelerle…

Yazının gidişatından karnımın acıktığını anladım okuyucu, kısa kesiyor, yemeğe kaçıyorum, bye…

>PAMUKOVA NO.2

Yayınlandı: 29 Eylül 2009 / PAMUKOVA

>

Hayatın yavaş aktığı yerler vardır. Koşturmacanın olmadığı, etrafın sakin, insanlarının dingin olduğu yerler. İşte Pamukova öyle bir yer. İçinde bulunduğum durum her bakımdan avuçlarımdan birşeylerin her saniye akıp gittiğini fısıldarken kulağıma bu “yavaş” kasaba iyi geliyor bana.
Geçen hafta okulların açılmasıyla beraber benim de yeni maceram start vermiş oldu. Pamukova Endüstri Meslek Lisesi, ilk görev yerim olan Esenyurt’ taki Ali KUL ÇPL. gibi mesleki eğitim veren bir okul. Fakat burada meslek lisesinin anlamı büyükşehirlerdekine oranla daha farklı. Büyükşehirlerde daha çok “umutsuz vaka”lar meslek liselerine yönlendirilirken, bu ufak kasabada parlak öğrenciler de kısa yoldan meslek sahibi olabilmek amacıyla geliyorlar bu okula. Ortalama 20 kişilik bir sınıfta Pamukova’nın içinden gelen 15 öğrenci varsa kalan 5’i çevre köylerden gelen öğrenciler. Hemenhepsi terbiyeli, çoğu neşeli, birçoğu zeki, yeni birşey öğrendiklerinde mutlu olan, heyecanlanan çocuklar; daha çocuklar.
Psikoloji ve felsefe derslerine girdiğim okulda 10.sınıflarda sınıf mevcutları 35 leri bulurken 11′ lerde bu sayı birden 17-20 lere düşüyor. “Okumayacak” olan öğrenciler, aileleri tarafından okuldan alınıyormuş. Sebebi tarlada çalışacak bir işgücünün eklenmesi zira çevredeki geçim kaynağı çoğunlukla çiftçilik.

Gündelik yaşantımda işini yarım yapan ve çok çabuk kabalaşabilen o kadar çok insanla karşılaşır olmuştum ki acaba bende mi bir tuhaflık var diye düşünüyordum. Bu önyargım da burada çöpe gitti. İnsanlar çok kibarlar. Bu izlenimimi paylaştığımda okuldaki bir çok öğretmen de bana katıldı. Nedenini ise Pamukova’ nın göçe kapalı bir lokasyona sahip olması sebebiyle yerli halkın korunmuş olması olarak açıkladık kendimizce.
Ders programları tam olarak oturmadığından okulda bir koşturmacadır gidiyor. Dersliklerin yerlerini bile tam olarak öğrenemediğimden öğretmenler odasında pek fazla vakit geçiremedim.
Şimdilik izlenimler bu kadar. Çok yorgunum, bir de heyecanlı bir kitabım var elimde; gömülüp onu okuyup, gözkapaklarım ağırlaşmaya başlayınca da yakın mı uzak mı/ imkansız mı mümkün mü bilmediğim -belki de hiç bilemeyeceğim- hayaller eşliğinde mışıl mışıl bir Pamukova uykusuna balıklama dalacağım.

>MAKARNADAN MANTI

Yayınlandı: 28 Eylül 2009 / YEMEK YAPTIM/YEDİM

>

Mantıseverler fan club olsa herhalde üye olurdum. Eski işyerimde öğlenleri yemek yediğimiz şirin lokantada kendimi ödüllendirmek için koca bir tabak mantı yerdim. Her güzel yemek gibi mantıyı da bir çırpıda siler süpürürüm. Sonra hazırlanışının ne kadar zahmetli olduğunu düşünüp hayıflanırım.
Şimdi kullandığım yönteme çoğu bayan yabancı değildir. Ama ben Barilla ile ilk kez yaptım. Sonuç tatminkar olunca paylaşayım dedim.

Tarifimiz çok pratik:
250 gram kıymanın üzerine 1 soğan rendeleyip tuz-karabiber 1/3 çay bardağı su ekleyip yoğuruyoruz.
Sonra da deniz kabuğu şeklindeki makarnalarımızın içine tıkıveriyoruz.
Bu kadar basit yani…
Ben bir seferde gördüğünüz kutunun yarısını yaptım. Yarım paket 3 kişiyi doyuruyor. Kalabalıksanız kıyma ve makarna ölçüsünü x2 kullanınız.
Üzerine de şöyle sarımsaklı yoğurt, biraz da nane ve pulbiberle eritilmiş tereyağı…
SONUÇ: Tadından yenmez diye bitirecektim ama tersine bu tadından bir çırpıda mideye indirilir:))

>
Toplayın bavullarınızı! 5 aylığına evinizden, sevdiklerinizden uzak olacaksınız. Genelde gemi içinde yaşayıp, uzun zaman uzakta bıraktıklarınızla iletişim kuramayacaksınız. Bu süre içinde en büyük zevkiniz belki bir koşu bandında terlemek, belki kitap okumak ya da iyi demlenmiş bir çay içmek olacak.

Bu yolculuk biraz da tehlikeli olacak. Her an medeniyetten uzak, her türlü vahşete alışkın yetişmiş deniz korsanlarıyla karşılaşabilirsiniz. Zaten asıl göreviniz de onları püskürtmek.

Evinize Şubat gibi döneceksiniz. Döndüğünüzde eşiniz kilo almış, ya da vermiş, anne-babanız biraz daha yaşlanmış, aileden birileri öte dünyaya göçmüş, çocuğunuz ilk kelimelerini söylemiş, ya da ilk adımlarını sizsiz atmış olabilir.

Eğer eşiniz, dostunuz, çocuğunuz denizde görev yapan bir asker ise bunlara hiç de yabancı olmazsınız. Ama her seferinde de bu ayrılık çok acıtır yüreğinizi.
İşte bugün yaklaşık 300 asker yine böyle bir yolculuğa çıktı. Gökova Fırkateyni Aden‘ e Gölcük‘ten helikopterler, aileler, yelkenler eşliğinde uğurlandı. Bugün aynı zamanda Preveze Deniz Zaferi’nin 471. yıldönümü. Tüm bunlar biraraya gelince, işte böyle görüntüler yakalandı objektife.
İyi Pazarlar herkese…

>BİLGİSAYARLARIN YANINA KAKTÜS

Yayınlandı: 23 Eylül 2009 / BUNA TAKTIM

>

Zamanının çoğunu ofiste ya da evde, bir şekilde bilgisayar başında geçirenlerden misiniz?

Öyleyse size faydalı bir bilgi, şimdi hemen en yakın çiçekçiye koşup minik bir kaktüs satın alıyorsunuz, bilgisayarınızın tüm zararlı elektriğini/radyasyonunu emme görevini üstleniyor, sizi kötü ışınlardan kurtarıyor.

Yurtdışında birçok ofiste kaktüs-bilgisayar ikilisini birbirinden ayrı görmek mümkün değilmiş.

Bunu öğrenince ben de attım kendimi Koçtaş‘a bir değil iki kaktüs alıp ektim hemen.
Son bir ipucu: Kaktüslerin daha çabuk büyüyüp serpilmeleri için küçük saksıda durmaları gerekirmiş, bunu birazcık geç öğrenmiş oldum:(
Umarım benim kaktüslerim de gepgeniş saksılarında rahattırlar…
İyi bilgisayarlamalar!

>ETLİ KREP BOHÇASI

Yayınlandı: 22 Eylül 2009 / YEMEK YAPTIM/YEDİM

>
Bu yemeği ilk olarak annemlere iftara davet edildiğimizde yemiştim. Görüntüsü ve lezzeti süper olmuştu, aklımın bir köşesine not etmiştim.

Bayramın 1. günü Alper’in doğum gününe de denk gelince kardeşi ve eşi bize geldiler. Misafir varsa bayram yemeği hazırlamadan olmaz; bayram yemeği dediğin de şöyle ağır birşeyler olmalıdır.

Ertesi gün Dayımlarda yediğimiz binbir çeşit ziyafet sofrası kadar zengin olmasa da benim masam da doyurucuydu. Krep bohçalarım süper ama süper lezzetli oldu. Korktuğum başıma gelmedi, etler yumuşacık pişti, herkes ikinciyi istedi:)

Tarifi şöyle:

Yarım kilo kuzu etini yağlarından ayırıp küçük küçük sotelik kesiyoruz. Etleri düdüklüye atıp, üzerine 1 soğan doğrayıp, yaklaşık 2 yemek kaşığı sıvıyağ, bir kaşık da domates salçasıyla etler rengini değiştirene dek kavuruyoruz ( düdüklüyü henüz kapamadık).

Etlerin rengi değişince tuzunu ekleyip 1,5 bardak sıcak suyla yarım et bulyonu düdüklüye atıp kapağını kapatıyoruz. Etler 15 dk. sonra pişmiş olacaktır. Düdüklü tenceremizi açtıktan sonra 1 küçük boy garnitürü iyice yıkayıp etlerin üzerine boşaltıyoruz. Garnitürün etlerle özleşmesi için 5 dakikada bu şekilde kaynatmamız gerekiyor.

Bu işlemlerden sonra et yemeğimiz hazır. Sakın bu aşamada “nasıl olsa yemek oldu, varsın krepsiz olsun” diye düşünüp vazgeçmeyin. Asıl sırrımız kreplerde.

Krep malzemelerimiz de şöyle:

2 su bardağı süt, 3 yumurta, 2 su bardağı un, tuz, 2 çorba kaşığı sıvıyağ.
Bunların hepsini karıştırıp bildiğiniz üzere en geniş yanmaz tavanızda kreplerinizi hazırlıyorsunuz.

En zor kısmı kreplerin içine et yemeğini koyup, parçalamadan kapatıp tepsiye almak. Ben krepler açılmasın diye her yanına kürdanlar batırdım. Orjinalinde yani annemin yaptığında sadece domates dilimini krepin üzerine tutturmak için 1 adet kürdan batırılıyor.

Resimde sağ üst köşede göreceğiniz üzere katladığım ilk krep patladı, acayip panik oldum. Neyse ki sonraki ve sonraki daha iyiye doğru evrildi. Tabiiki misafirlere en düzgünleri verildi 😉
Son olarak içine etleri koyup kapattığımız kreplerimizin üzerine birer dilim domates kapadıktan sonra fırına veriyoruz. Kreplerin içine koyduğunuz etlerin susuz olmasına dikkat edin yoksa kreplerin aşırı yumuşamasına sebep olabilirler. Tepsiye et suyumuzu döküp üzerindeki domatesler gevşeyinceye kadar fırında tutuyoruz. (Yukarıdaki resim krepler fırına verilmeden önce çekildi aman yanıtmasın!)

Yemeğimiz 6 kişiliktir. Obur misafirleriniz varsa tarifteki ölçüleri 2 ye çıkartın.
Afiyet olsun!!

>Kadınların sinirlenince yatışmak için yaptıkları bazı eylemler vardır.

Kimisi yemek yer, yatışmasının tek yolu onu mutlu edecek birşeyleri mideye indirmektir. Böyle sinirlenince oturup bir ekmeği bilinçsizce kemiren bir arkadaşım vardı, bilir o kendini 🙂

Ben sinirlendiysem iştah-miştah kaçar…

Kimi kadın alışveriş yapar çılgınca. Birisi gerdiyse onu, atar kendini en yakın AVM’ ye; takar takıştırır, giyer çıkartır, elinde poşetlerle eve dönünce ondan mutlusu yoktur. Böyle arkadaşlarım da vardır, çokturlar; ben mutsuzsam alacak hiç birşey bulamam…

Kimi kadın kuaföre atar kendini saç rengini değiştirir, olmadı kestirir, en basitinden bir fön çektirir, ohh şimdi rahatlamıştır. Kuaförünün sihirli parmakları keyfini yerine getirmiştir. Bu tarife uyan bir komşumuz var. Saçları bir gün kırmızı, bir gün turuncu. Ben kırk yılın başında tırnaklarımı kemirerek giderim kuaföre; değişikliğe pek açık sayılmam…
Kimi kadınsa tüm bunların dışında bulur deşarj olma yöntemini, diğerlerinden daha farklıdır, eziyet verir, yorar. Ne midir bu yöntem? Temizlik!
Biraz eziyetlidir ama can hıraş yapılan bir ev temizliğinden başka beni daha da rahatlatan bir şey yok galiba…
Biraz tuhaf kabul ediyorum. Yemek yiyince mutluluk hormonları devreye girer, alışveriş herkesi mutlu eder, kuaförden çıkan kadın bilir iltifat alacağını; pekiii ev temizliğine girişmek de neyin nesidir allah aşkına?
Ben böyle bir tipim işte… Sinirlendim mi, moralim mi bozuk, gelsin Cif’ler, gitsin Domestos’lar. Gözüm döner, tek bir saç teline düşman kesilirim.

Bugün de temizlik modundaydım, en son kendimi de paklayıp koltuğa yığıldım…
Anladınız siz, rahatladım:))