Kasım, 2009 için arşiv

>NEŞELİ HAYAT

Yayınlandı: 30 Kasım 2009 / İZLEDİM-İZLEYİN

>

Evet, tahmin ettiğiniz üzere sinemaya gittik. Vizyona bir sürü yeni film girdi, girmek üzere ve içlerinde izlemek istediğim bir sürüsü var.

Bugün Yılmaz Erdoğan’ın “Neşeli Hayat”ıyla başladık.

Açıkçası Yılmaz Erdoğan fanatiği değilimdir. Yıllar önce Mükremin Abi’yi izlerdik ailece, sonrasında Vizonteleleri başarılı bulmuştum. Ama son zamanlarda TV’de yaptığı işler hoşuma gitmemişti açıkçası.

Neşeli Hayat ise çok güzeldi. Gerçek hayatın içinden kopup gelen bir öykü, keyifli 2 saat geçirmek için gidilebilir. Film güzel, güzel olmasına da; ben Yılmaz Erdoğan’ın -filmdeki Rıza’nın yani- repliklerinin %40’ını anlamadım dersem abartmış olur muyum acaba?!

Filmdeki Rıza karakterine hayat veren Yılmaz Erdoğan’ın büründüğü şive, bir de üstüne pos bıyıklarının altında kaybolan dudaklarından ötürü , vallahi ne dediği zor anlaşılıyor, alt yazı olsaydı keşke bir de zira kaçırdığım birçok diyalog oldu…
Filmin en beğendiğim yanı ise insanı liğme liğme eden bir sömürünün olmaması, her an bekliyorsunuz, “eyvah, şimdi battı batacak Rıza” diye ama bütün olumsuzluklara rağmen filmin sonunda dudağınızda bir tebessümle ayrılıyorsunuz.
Sevdim ben bu filmi!
Reklamlar

>DİZİMAX

Yayınlandı: 29 Kasım 2009 / İZLEDİM-İZLEYİN

>Digitürk’ün kanalları arasında işe yarayan bir tek Dizimax var kanımca. En büyük kurtarıcımız. Her saat başı izleyip-kaptırabileceğiniz birşeyler var. Gerçi Goldmax‘in de hakkını yememek gerekli. Kaçırmış olduğunuz ya da tadı damağınızda kalmış meşhur gişe filmlerini beklemediğiniz anda karşınızda bulabilirsiniz. Dün akşam olduğu gibi, Barcelona Barcelona‘yı yine büyük bir keyifle izledim.

Neyse konuyu dağıtmadan Dizimax başlığına geri dönüyorum zira yazının sebebi yeni başlamış olan ve tesadüf ilk bölümünden yakaladığımız şimdilerin “LOST” u olmaya aday yeni bir dizi var. Adı, “FLASH FORWARD”

Lost’un yapımcıları tarafından çekilen dizideki konu hayli esrarengiz flashbacklerle örülü. Tüylerimi ürpertse de yeni bölümlerini heyecanla bekleme sebebim. Şiddetle tavsiye ederim.


Bir de eski gözağrım “Medium” dizisi var. O da yeni sezonuyla yayınlanmaya başladı, Allison Dubois‘ nın 6. hissi aşan rüyaları çözülemeyen cinayetlere ışık oluyor.

Şimdi yazarken farkettim de her iki dizinin de çıkış noktası rüyalar…

Bu bir işaret olabilir mi acaba?

>HACI BEKİR

Yayınlandı: 28 Kasım 2009 / BUNA TAKTIM

>

Bayram ziyaretine İstanbul’dan geleceklere duyurulur; Hacı Bekir’den çifte kavrulmuş lokum isterim!
Zira, geçen pazar Kadıköy’den aldığımız yarım kiloluk paketi neredeyse tek başıma bitirmiş bulunuyorum.
Bayramdan bir gün önce Alper kutuyu kaldırdı, misafirlere kalmadı yeme artık diyerekten:)
Gelen misafirlere utanarak kutunun dibini ikram edip, ekliyorum: “Gelenler de çok oldu sağolsunlar, bayram ziyareti…”

Külliyen yalan… Tamam gelen eş-dost-kuzen vs. oldu da lokumları yiyen kim? Ben!

Bir de bu Hacı Bekir’in badem ezmesi vardır akıllara ziyan. Resimde gördüğünüz akide şekerleri de mevcut. En sağdakiler favorim. Turuncu-bejli olan limon aromalı.

Tavsiye ederim okuyucu, öyle çikolataya mikolataya itibar etmeyin, bayram tatlısı lokumdur, akide şekeridir, alın yedirin gari!

>

Yılmaz Özdil yaklaşık 2-3 haftadır haklı olarak (Genetiği Değiştirilmiş Organizma Yasası mecliste bir geceyarısı apar topar geçirildikten sonra) GDO‘ya giydiriyor da giydiriyor.

Yasa geçti, geçmiş olsun. Peki bundan sonra ne yapabiliriz? Kendimizi, ailemizi Frankeştayn gıdalardan nasıl koruyabiliriz?

Yazıyı okuyunca kendimi nispeten şanslı hissettim. Tarhanayı annem yaptı, daha bugün pişirdim. Salçayı Alper’in annesi kendi bahçelerinde ürettikleri domatesten yapıp İzmir güneşinde kuruttu, bal desen Marmaris’teki dostlarımızdan geliyor 3-5 ayda bir. Limonata desen, aylar önce vermiştim tarifini:))

Yalnız yoğurt yapmak için pastörize edilmemiş süt gerekli ki o konu biraz meşakkatli. Ekmek desen imkansız değil. Ekmek yapma makineleri ile çok da kolay üstelik.

Özellikle şu günlerden sonra yeme-içme konusunda daha da dikkatli olmamız gerekiyor. Etrafta o kadar abur-cubur var ki bırakın genetiğinin değiştirilmesini azıcık fazla yesen obezite sınırlarına yaklaşıyorsun. Zaten kafam bozuk bugün, tartı mı bozuldu benim ayar mı kaçtı bu hafta anlamadım ama 2 kilocuk fazla görünüyorum:(

>KOKULAR

Yayınlandı: 03 Kasım 2009 / BUNA TAKTIM

>Kokular çeşit çeşit şu alemde. Kokladığınızda sizi alıp uzak alemlere sürükleyen kokuların yanı sıra yine kokladığınızda midenizi kaldıran, sinirlendiren, acıktıran, hüzünlendiren kokular da vardır.

Tom Robbins’in “Parfümün Dansı” romanında anlattığı koku tanrısı Kudra bir yanda, Patrick Süskind’in “Koku“isimli romanındaki keskin burunlu katilimiz Jean-Baptiste Grenouille bir yanda, insanoğlu eski çağlardan beridir aramış güzel kokuları.

Her evin kendine özgü bir kokusu vardır mesela. Yazlık ev başka kokar, kışlık ev başka. Otel odası başka kokar, kış günü öğrenci dolu bir sınıf başka…

Bir de yemek kokuları vardır. Etli yaprak sarmanın üzerindeki sarımsaklı yoğurt kokusu, ya da tereyağda kavrulan pirinç, kızarmış ekmek kokusu alır götürür uzak bir yaz günü kahvaltısına, sıvıyağda kavrulan soğan evine geldiğini hatırlatır insana.

Sonra en sevdiğim deniz kokusu vardır. Tuzlu denizin kavruk yosunlu kokusu, midye kokusu, deniz yağı kokusu…Düşünmek bile mutlu eder beni ( yazarın yüzünde bir sırıtma belirdi:))

Denizyağı dedin mi Hawaii Tropic kokmalıdır mesela, ya da birkaç gün yıkanmamış deniz havlusu kokusu.

İnsan kokusuna gelince.Ten kokusu ayırır insanları birbirinden. Anne kokusu bambaşkadır. Hangi parfümü sürerse sürsün değişmez, değişemez. Sevdiğinin kokusu da başkadır. Unutmazsın, unutamazsın. Bilemediğin kendi kokundur belki de. Kokunun bir aynası yok maalesef. Öyle alışkınsındır ki kanımca kendi teninin kokusuna, duyamazsın.

Parfüm ise bambaşkadır. Her parfüm her tende aynı kokmaz tam da bu yüzden. Bir türlü de beğenemem ben.

Cacharel’in Noa’ sı başkadır, Estee Lauder’ın Pleasure’ ı başka.

Zeynep karar veremez bir türlü, oturur böyle parfüm üzerine güzellemeler döker bir kış günü…

>YİNE ISSIZ ADAM…

Yayınlandı: 01 Kasım 2009 / İZLEDİM-İZLEYİN

> Issız adam’ı ilk izlediğimde de aynı etkiyi yaratmıştı bünyemde, şimdi de… Gerçi TV’de bolca keserek filmi katletmişler ama o son sahne yok mu o son sahne…Helal olsun giden 2 saatime…


“Bana baktın mavi ve telaşsız. Sustuk. Başka bi yaşamda başka bi mutlu son. Biz bunu haketmiştik hikayemiz orda bi yerde hep benimle duracak.”


Daha da ne deseydi ki, bi de sesli çıksaydı o sözler, kavuşsaydı sevenler…

>TURŞU MEVSİMİ

Yayınlandı: 01 Kasım 2009 / YEMEK YAPTIM/YEDİM

>

Kaç senedir aklımda, ah bir turşu kursam diyorum, diyorum, bir türlü denk gelmiyordu.

En sonunda geçen hafta arabayla gidince Pamukova’ya, fırsattan istifade, pazardan o minik, acı mı acı, insanın ağzını burnunu kızartan süs biberlerinden satın aldım.

Eve döner dönmez başladım araştırmaya turşu nasıl kurulur

İşte turşu kurmakla ilgili tüm püf noktalar burada var. Sevgili Nilge hanım bu konuda bir tez hazırlamış adeta. Çeşitli sitelerden derlediği tüm bilgileri sentez haline getirip en doğru şekilde anlatmış.

Turşu kurmayı öyle zor birşey sanmayın. Kesip doğrama işi yoksa – ki süs biberi için gerekmiyor, bu açıdan da doğru bir seçim yapmışım- kısa sürede hazırlayabilirsiniz. Şöyle ki ben Aşk-ı Memnu’nun 2 reklam arasında kurdum bile! Şu anda acı biberlerim buzdolabında bekleme sürecine girdiler. Artık tutarsa haftaya yeriz.
Gerekli malzemeler: sirke, kaynamış su, tuz, kavanoz ve turşuluk sebze. Sarımsağı unutmayalım.
Bu kış günlerinde çok iyi gider…