Haziran, 2010 için arşiv

>LİMONLU CHEESECAKE

Yayınlandı: 05 Haziran 2010 / YEMEK YAPTIM/YEDİM

> Sevgili arkadaşım Pelin‘ in blogu Pelinin Pastanesi’ ni bilmeyen kalmamıştır. Son bir yılımın çay davetleri-tatlı krizlerimin kurtarıcısı. Tariflerin yamuk çıkma olasılığı yok. Çünkü kendisi deniyor, fotoğraflıyor, yayınlıyor. Buradaki cheesecake tarifini uzun zamandır kesiyordum-gözüm yemiyordu-yapmaya tırsıyordum 🙂

Kahve Dünyası fanatiği olan ben, çilekli milkshake ve limonlu cheesecake’ e bayılırım. Şimdi ikisi ne alaka diyebilirsiniz; tabii ki milkshake içerken yemem cheesecake’ imi. Onu genelde kahveyle tercih ederim.

Yaklaşık 1 ay kadar önce bir haftasonu misafir haberi alınca ne yapsam diye düşünürken aklıma geldi. Bir hışım migrosa koşup kutu kutu krema peyniri-labne satın aldım ve başladım tarifi adım adım uygulamaya. Tarifi buradan alabilirsiniz. Ancak ben yaptığım hataları söylemek istiyorum, siz de yapmayın.

Orjinal tarifte 20 cm. lik kelepçeli kalıp kullanılmış. Benim kalıbım ise 28 cm. çıkınca tabanı için kullanmam gereken yulaflı bisküviyi 1 paket yerine 2 paket koydum, ona göre de tereyağı miktarını arttırdım. Kalıbım haddinden fazla geniş olunca cheesecake’ im piştikten sonra çatladı. Halbuki çatlamaması için fırının içine bir tasta su koymuş, piştikten 2 saat sonrasına kadar da fırının içinde bekletmiştim. Gerçi kestikten sonra farkedilmedi ama moralimi bozan bir detay oldu. Ayrıca kalıbım geniş olduğundan peynir kısmı ekstra kabarık durmadı. Ancak lezzet konusunda fire vermemiştim. Hatta cheesecake sevmeyen ve övgü konusunda daima ölçülü olan Alper bile önce görüntüye vuruldu, sonra da tadına.
Yalnız yaptığınız chessecake’ in tadı iki gün içinde oturacağı için bir de nefsinize hakim olup buzdolabında muhafaza etmeniz gerekiyor.
Ayrıca detaylı gibi dursa da bence kek yapmak kadar kolay bu tarif. İçinde yaklaşık yarım kilo peynir olduğundan aynı zamanda da kalsiyum deposu. Yapın yiyin…

>KARGALARLA MARTILAR

Yayınlandı: 05 Haziran 2010 / KATEGORİZE EDEMEDİKLERİM...

> Yazmazsam çatlarım. Üst kat komşumuz bir karga ailesi. Sabahın köründe başlar tıkırtıları, bu mevsimde mütamadiyen ürerler, gak guk 1 ay içinde de yavrularını uçurma çabası içine girerek, balkonda kıpırdayan herşeye düşman kesilirler. Defalarca başımın üzerinden pike yaparak uçmuşlukları vardır. Hatta penceremin önünde duran yeşil başlı gövel ördeğime bile düşmandırlar kendileri.

Geçen haftanın bunaltıcı sıcaklarında gece pencereyi açık bırakarak uyuma gafletinde bulununca uykum martı ve karga sesleriyle orta yerinden bölünmekle kalmadı; rüyamda da karga ve martı gördüm yemin ederim. Sonra sabahın 4′ ünde uykusu kaçmış bir zombi olarak evin içinde dolandım durdum.

Size sorsalar kargaları mı yoksa martıları mı seversin daha çok diye herhalde martıları dersiniz. Daha bir asil hayvanlardır; kendilerine şiirler yazılmıştır tarih boyunca…

Ancak bu sabah gördüğüm manzara karşısında fikrim değişti. Ördek kadar bir martı, muhtemelen yuvasından düşmüş bir karga yavrusunu didik didik etti. Karga sülalesi ise çaresiz martının etrafında dört döndü. Açıkçası martı gibi bir asil hayvandan beklemezdim böyle bir vahşiliği.

Cumartesi sabahı vahşeti martının kargayı mideye indirmesiyle son buldu.
Vahşi doğa…