Ağustos, 2010 için arşiv

>UYKU TULUMU

Yayınlandı: 26 Ağustos 2010 / BEBEK ALIŞVERİŞİ

>Daha önce Prof. Gülbin Gökçay’ ın bebek bakımı ile ilgili kapsamlı kitabından söz etmiştim. Okumayanlar buradan zıplayabilirler.

Gereksinim listesinde yer alan örtü ve battaniye başlığının altında, bebekler 1 yaşını doldurana kadar boğulma tehlikesine karşı battaniye türü örtüler kullanılması önerilmiyor. Bunun yerine omuzlardan çıtçıtla bağlanan, belden aşağısı geniş bir etek şeklinde bebeği saran uyku tulumları kullanabilirsiniz denmiş.


Buna istinaden etrafıma bakınmaya başlamıştım. Ve Tchibo’ da tam da böyle bir şey bulunca hemen atladım. Annem görünce “çocuk pişer bunun içinde” diye hevesimi kırdıysa da ben kullanışlı olacağını düşünüyorum. Bakalım hangimiz haklı çıkacağız?

Tchibo’nun internet üzerinden satışı da mevcut. Dileyenler tıklayıp göz atabilirler.

>BEBEK ŞEKERİ

Yayınlandı: 18 Ağustos 2010 / BEBEK ALIŞVERİŞİ

>Doğumdan sonra “bebek görmeye” geleceklere ikram edilecek şekerler konusu kafamı kurcalayıp duruyordu. Ecnebilerin baby shower’larından ülkemize sıçrayan bu adet, “loğusa şerbeti” ni tahtından etmişe benziyor.

İnternet üzerindeki arama motorlarında bebek şekeri yazdığınızda karşınıza bir çok alternatif çıkıyor. Küçük bebek bibloları, buzdolabı magnetleri, şirin şirin süslenmiş kutucuklar, minik minik biberonlar…
Bu sektörün ağababası Eminönü’ ndeki toptancılar. İstanbul’da oturan becerikli anne adayları vakitleri de müsaitse kendilerini Eminönü’ ne atıp en beğendikleri süsleri toplayıp şekerlerini de kendileri bağlıyorlar. Ancak bu sıcaklarda Eminönüne gidecek hamilelerin oracıkta doğurma ihtimalini de göz önünde bulundurmalarında fayda var!
O yüzden internet başına oturup hoop siparişimi verdim. 1 gün sonra şeker çubuklarım elimdeydi! Bu sıcakta kargoya verilen şekerlerin haşatı çıkar diye düşündüğümden ben sadece süsleme malzemelerini satın aldım. Şekerlemeleri kendim ekleyeceğim. Şimdi işin zevkli kısmı, arkalarına magnet yapıştırıp şekerleri tüllere bağlamak, sunuma hazır hale getirmek kaldı.

İlgilenenler için ben buradan sipariş verdim ve hizmetten de memnun kaldığımı söyleyebilirim. Ödemeyi EFT olarak ürününüz elinize ulaştıktan sonra yapıyorsunuz. Daha çok çeşit için buraya da göz atabilirsiniz. Ancak bu sitenin fiyat almak için aradığımda bana her seferinde farklı fiyat söylemeleri birazcık aklımı kurcaladı benden söylemesi.
Bunlar haricinde şekerleri hazır olarak sipariş vermek isteyenlere de bir kolaylık benden işte en cici siteler:

Hadi bakalım dünyanın en zevkli işinine bir göz atın!

> Büyümek nasıl bir şey?

Bazı sorumlulukların omuzuna binmesi, yaptığın ya da yapmayı planladığın hareketin sonuçlarını kafanda daha çok evirip çevirmek mi?

Büyümek birdenbire olur ve sonra geri dönülmez mi?

İşte bu noktada durmak istiyorum.
Büyümek insan hayatında bir çok dönemde hızlanan ve sonra yavaşlayan, yaşadıklarının etkisinde kalan bir olay. İçindeki çocukla ilgili bir parça. Şımartılmaya en çok ihtiyaç duyduğu anda senin de toplumsal konumunu göz ardı edip küçülmeye başlaman, kimseye müdananın kalmaması.
Büyümek: Aklından geçen hareketi artık hemen yapamaz olmak. Birşeylerin seni tutması, kaybedeceğin şeylerin çoğalması. Peki büyüdükçe yaşamdan alınan zevk de azalır mı?
Yaşamda büyüdüğün zamanlar kadar küçülmeyi seçtiğin anlarda var mı? Küçülmeyi biz mi seçiyoruz ya da kaderin bize oynadığı oyunlar sonucunda “kavanoz dipli dünya!” serzenişiyle hayatı ciddiye almayı bir yana mı bırakıyoruz?
İşte can alıcı nokta bu. Hayatın bize sundukları. Kocaman bir hediye paketi, içinden çıkacak olanları seçemediğimiz. Hayat en büyük hediye, peki paketin içinde neler var? Zaman zaman bizi büyüten sorumluluk sahibi yapan iyi olaylar, evrensel olarak herkesin olumlu kabul ettiği şeyler bunlar. Sevdiğin insanı bulmak, onunla beraber yaşamaya başlamak, işinden memnun olmak, sağlıklı çocuklarının olması, mal sahibi olmak… Peki tüm bunlar omuzlarımıza binen yükü arttırdığı oranda kaybedecek şeylerimizin çoğalmasına da neden olmuyor mu?
Öte yandan yaşadığımız üzücü olaylar, kişisel ya da toplumsal felaketlerimiz, herkesin “kötü” kabul ettiği olaylar. Bunlar da bizi bir yandan güçlendirip, daha dirençli kılmıyor mu?
Öyleyse hayatı yaşarken iyilikleri olduğu kadar kötülükleri de benimsemek, klişe anlamıyla bunları da bir hayat dersine çevirmek tamamen bizim elimizde değil mi?
Kişiler için hayatlarındaki olayların iyi gitmesini istemeniz. Gitmediğinde yanında olma isteğiniz. Yapamamanız, büyümeniz…

>GÜNEŞ KANYONDA

Yayınlandı: 16 Ağustos 2010 / GEZDİM-GÖRDÜM, YEMEK YAPTIM/YEDİM

>Cumartesi günü Güneş’ imizle randevumuz vardı. Tam tamına 2 kilo 300 gram olmuş kerata; bu arada bana karşı olan davranışlarında da değişiklikler var tabii ki. Artık tekmeler daha sert, belki de hareket alanı daraldığı için daha çok süzülme-gerinme-ve dışarı doğru bastırma şeklinde can yakıcı da olabiliyor. Ama aramızdaki iletişim şu anda bu hareketlerden ibaret olduğu için hiçbir şikayetim yok, yanlış anlaşılmasın lütfen. Tam tersine nerede hareket orada bereket misali o kıpırdadıkça ben de mutlu oluyorum.

Geçen ay İdeshot iletişimden Kanyon’da çift kişilik sinema bileti ve Wagamama‘dan hediye çeki kazanmıştım. Haftasonu doktor kontrolümüzden sonra bu vesile ile Kanyon’ a yollandık. Aslında yol bizim için ters olmasına rağmen trafik boş olunca Kalamış’tan Levent’ e 15 dk. da gittik desem? Yazın İstanbul daha bir gezilesi olmuyor mu sizce de? -Bu yıl ki sıcakları tenzi ediyorum tabii ki…-

Wagamama, Asya mutfağından esinlenmiş bir noodle restoranı zinciri. Türkiye’de sadece Kanyon’da şubesi bulunuyor. Üniversite yıllarında çok gezen kuzen Sibel kışın İstanbul’a gelince beni Gümüşsuyu’ndaki Çin lokantasına akşam yemeğine götürmüştü. Bu ilk ve tek deneyimden sonra başka bir “çubuk” deneyimi yaşamamış olsam da ve hatta çatal da istemiş olsam da çubuklarla beslenmeyi de çözmüş bulunuyorum:)

Wagamama lezzetinin yanında alerjik bünyeler için sunduğu menüleriyle de bir alkışı hak ediyor. Büyük amcamın buğdaydaki glüten maddesine karşı alerjisi olduğu için biliyorum, yemek yemek bir kabusa dönüşüyor onun için. Çünkü etrafımızdaki neredeyse tüm besin maddelerinde glüten bulunuyor. Wagamama da ise alerjik bünyeler için özel menüler mevcut. Glütensiz yemekler ise bunların içinde!

Yemekten sonra bir büyük tur atarak sinemaya gidiyoruz. Havalandırma işini çözmüş olan Cinebonus’ta bile kanter içinde kalan ben arada filmden kopup saatime baksam da, filmdeki aksiyon sahnelerinden ürküp arka arkaya tekmeler savuran yavrucağın hışmına maruz kalsam da filmin sonunu getiriyorum. İnception bir kere daha sonra bir kere daha izlenesi bir film. Yeni zamanların Matrix’i dedim ben ona. Ve kesinlikle devamı gelecektir diye düşünüyorum. Lastik gibi uzatmaya müsait bir konusu var zira.
Bunaltıcı sıcaklar Ağustos sonuna kadar devam edecekmiş. Kanyon’ da güzel esiyor, benden söylemesi 😉

>EKMEK KOKUSU

Yayınlandı: 11 Ağustos 2010 / YEMEK YAPTIM/YEDİM

>

Fazla kilo almamak için hamur işini hayatımdan çıkaralı bir müddet oluyor. Ee ben hamur işi yapmadan duramayacağıma göre bu konudaki enerjimin tümünü ekmek yapımına yönlendirdim. Ekmekler artık bizim evde pişiyor. Bu iş sıcaklardan ötürü genelde gece yapılıyor. Bizim fırın artık mutfak.
Hatta Alper’ le aramızda şöyle konuşmalar bile geçiyor;
– Alper fırına gidiyorum ekmek almaya başka bir şey lazım mı? -bu diyalog yanıltmasın. Sadece evin klimalı bölümünden ekmek pişirdiğim mutfağa yapacağım kısa ziyareti anlatıyor. Bir ara o kadar sıcak oldu ki yemek yemek için mutfağa girmekten çekinir olduk. Amaaaa bu durum ekmek yapma manyaklığıma zarar veremedi!!!-
Bu vesile ile piyasadaki ekmek karışımlarının neredeyse çoğunu denemiş bulunuyorum. Kepek un’ lu-çavdar un’lu-7 tahıllı-italyan ekmeği….

Blogu takip edenler genelde Sinangil‘ i kullandığımı bilirler. Ancak geçenlerde markette dolaşırken şeytan dürtüklemesi sonucu Söke Un’ un ekmek karışımını denemeye karar verdim. Ve bir olaylar zincirini başlatmış oldum. Kutunun üzerindeki tariftekine göre karışımı su ile yoğurmaya başladım ama bir terslik olduğu belli… Su miktarı çok geldi mümkünatı yok bu hamur kıvama gelmez. Allahtan evde kepekli un vardı da ziyan olmadan kurtardım karışımı. Bence Söke un hayati bir hata ile 2 su bardağı ölçüsünü 320 ml. olarak vermiş. Halbuki tüm tarif kitaplarında 1 su bardağı=250 ml. olarak kabul edilir. yani 2 su bardağı yaklaşık 500ml. eder 320 değil!!! Ben tabiiki 320 ml. ölçmek yerine 2 su bardağı suyu unun üzerine boca edince bir cılk hamur elde etmiş oldum. Kendilerine bu hatayı düzeltmeleri için gerekli yönlendirmeleri yapmış bulunuyorum. Bakalım sonuç ne olacak?