Ekim, 2010 için arşiv

>KIRKLANDIK

Yayınlandı: 27 Ekim 2010 / KATEGORİZE EDEMEDİKLERİM...

> Dün tontirişko’ nun 40′ ını uçurduk.

Bir bebeğin kırk’ ı çıkarken yapılması gereken tüm ritüelleri de gerçekleştirdik. Sütlü güzelce yıkandı, yıkama suyuna 40 taş atıldı, her bir taşa sütlüde olmasını istediğimiz özellikler söylendi.

Sonra ben de uzuuuun bir banyo sefası yaptım. Bugünlerde her şeyi çabuk çabuk yapmak zorunda hissettiğimden en çok bu kısmı hoşuma gitti diyebilirim. Bu arada banyoda uzun kalanlar için “kırklandın çık artık!” lafının da nereden gelmiş olduğunu anladım.
Sonra attık Sütlü’ yü arabaya sahilde şöyle bir turladık. Kırkı çıkan bebek uzun ömürlü olsun diye evden uzak bir yere götürülürmüş, böylece bu ritüel de gerçekleşmiş oldu.

Doğumdan bu güne 41 gün değil de sanki yıllar geçmiş gibime geliyor. İnsanoğlu çektiği sıkıntıları bu kadar çabuk unutmasaydı hayat daha çekilmez olurdu herhalde. Doğumu hatırlatan fazladan birkaç kilom var sadece.

Hamileyken tam tamına 19 kilo almıştım. Şu an ise fazladan 6-7 kilom kaldı, hem de kahvaltıda bile pişmaniye yememe rağmen!

Metabolizmamı seveyim dostlar… Hızlı çalışıyor, doğuştan şanslıyım ne yapayım;)))

Reklamlar

>LOLİ’ NİN KURABİYE FABRİKASI

Yayınlandı: 21 Ekim 2010 / BUNA TAKTIM

>Ece‘nin teyzoşlarından sevgili Gökçe doğumdan 1 hafta önce ve sonra neredeyse hergün elinde bir sürprizle çıkageldi. En lezzetli sürpriz ise yanda gördüğünüz muhteşem kurabiyelerdi. Gerçi kendisine tatmak nasip olmadı çünkü aynı gece abim şampanya açınca doğum şerefine mideye indirdik çoğunu.

Kurabiyeler hem lezzetli, hem güzel kokulu, hem tazecik olunca bana da nereden sipariş verebileceğinizi paylaşmak kaldı. Doğum günleri, yılbaşı partileri, evlilik yıldönümleri, nikah, doğum ya da sevdiğiniz birine sürpriz yapmak için lezzetli bir fırsat Loli’nin Kurabiye Fabrikası.

Kızımın kurabiyeleri de işte tam burada yayında. Ayrıca sepet içindeki sunum da çok başarılıydı. Kurabiyeler şeker hamuruyla o kadar özenle kaplanmış ki yemeye kıyamıyor insan… Zaten laf aramızda 2 tanesini sakladım hatıra olarak bakalım kurtlanmadan ne kadar kalabilecekler:))

Siz de anneler/babalar gününde, yılbaşı partisine katılacağınız arkadaşınızda ya da ne bileyim heyecanlı bir maçı izlemek için toplandığınız evde bile olabilir bir güzellik yapmak isterseniz eğer çekinmeden sipariş verin derim!

>Doğumdan itibaren 42 gün boyunca geçen süreçte kadın lohusa kabul edilir; bu süreçte onların daha hassas ve bakıma muhtaç oldukları bilinir ve iş yaptırılmazmış. Yeni bebek de bilindiği üzere “40’ı çıkmadan” evden çıkartılmazmış. Günümüzde biraz “eski usül” kabul edilen bu adetimiz aslında kadının dinlenmesi bakımından güzel bir alışkanlıkmış.

Bebeğin dışarı çıkması içinse aynı şeyi söyleyemeyeceğim. İlk etapta hastaneden eve gelen bebek, doktor kontrolü ve aşıları için daha kırk’ı çıkmadan neredeyse 40 kez evden çıkmak zorunda kalıyor. En azından bizim sütlüde öyle oldu. Sarılık olan bebemiz doğumdan sonraki 10 gün boyunca 2 günde bir kan vermek için çeşitli kliniklerin yolunu düz etti. Sonra bir kez yenidoğan kontrolüne bir kez de 2. doz Hepatit B aşısı evin dışına çıktı.

Aslında bebek gibi kadının da dışarı çıkması sakatmış bu günlerde anlamış bulunuyorum. Bu kadar uzun süre evden çıkmamaya alışkın olmayan ben, şizofrenik davranışlar göstermeye başlayınca Alper tarafından “hadi giyin hazırlan çıkıyoruz evden” şeklinde kesin bir ültimatomla dışarı çıkartıldım. Çıkardı çıkarmasına da mevsim değişikliğini fark edemeyen ben hafif “ince” giyinmiş olacağım bademciklerimi şişirdim. Köhür köhür öksürüyorum. Önceleri ben öksürünce zıplayan Ece de alıştı artık tepki vermiyor:))

Düşündüm de böbrek taşlarım -bu arada yine taş düşürüyorum- ve bademciklerim olmasaydı daha huzurlu bir hayatım olacaktı. Yine de Allah çaresiz dert vermesin diyerek noktayı koyuyorum.

Nankörlük etmeyeyim de taşlarım ve bademciklerim küsüp daha fazla eziyet etmesinler bana…

>SÜTLÜ NASIL BESLENİYOR?

Yayınlandı: 18 Ekim 2010 / G. ECE SAĞLIĞI

>Normalde düzenli uyuyan bir insan(d)ım. Gece en geç 12-1 dedin mi yatar, şamşeytanı gibi sabah 8 bilemedin 9 oldu mu kalkar(d)ım.

Uykularının kıymetini bil diyenleri de hiç takmazdım.

Yanılmışım.

Deliksiz uyunan o sekiz saat ne kıymetliymiş meğer. Henüz doğurmadıysanız uyuyun bol bol kardeşler. Tabii ki değer sütlüm için. Zaten geceleri 2 satte bir uyanıp görmezsem özlüyorum keratayı. Zaten o da unutturmuyor kendini ayrı mesele:)) Yani zombi gibiyim 1 aydır. Algılamam düştü, ne yana baksam Ece’ yi görür oldum, Alper’ in kafası mesela bana kocaman geliyor şimdilerde:)))
Gelelim başlık konusuna. Adı üstünde Sütlü hanım anne sütüyle besleniyor. Ancak biraz tuhaf bir şekilde.
Şöyle ki sezeryanın nimeti olarak sütüm yaklaşık 4- 5 gün gelmedi. Bu sırada imdadıma işte resmini yanda gördüğünüz süt pompam yetişti. Şu sıralar kendisiyle yapışık yaşıyoruz. Çünkü sütümün gelmediği dönemde mama ve biberonla beslenen Ece hanım meme almayı reddediyor. Hiç almıyor değil ama çabuk yoruluyor diyelim. Ee ana yüreği bu dayanmıyor. Bende sütümü sağıp biberonla veriyorum.
Medela’nın mini elektirikli ve pilli pompasını doğumdan önce almıştım. İşe başladığım dönemde işime yarar diye düşünüyordum. Bu kadar ihtiyacım olacağını bilseydim daha sessiz ve iki memeden de aynı anda emiş yapan bir pompayı tercih ederdim kesinlikle. Ama performansından kesinlikle memnunum. Sütümün artmasını sağladı, şimdiden buzluk sütle doldu.

Sağılan sütümü yine doğumdan önce çok ihtiyacım olmayacağını düşündüğümden öylesine satın aldığım Chicco’nun biberonuyla veriyordum. Ancak yenidoğanlar için üretilmiş olmasına rağmen bu biberon benim sütlüme uymadı. Sütün yarısı dışarı akıyor, üstü başı sırılsıklam oluyordu. Araştırmalarım sonucunda kolik ve gaz engelleyen ve anne memesine en yakın akışa sahip bu biberonu keşfettim. Dr. Brown’s markasını da bu konuda tek geçiyorum. Artık üstü ıslanmıyor ve gaz sancıları da azaldı gibi.
İşte şu anda hayatımda önemli yere sahip iki beslenme materyali.
Duyurulur!

>SÜTLÜ NASIL GELDİ?

Yayınlandı: 13 Ekim 2010 / G. ECE SAĞLIĞI

>

Normalde anne karnında yarasa misali baş aşağı durması gereken Ece Hanım, başı dik duruşunu 38. haftaya kadar muhafaza etmekte inat etti. Diğer tabirle “makat gelişli” bebeğim için sezeryan ameliyatı kaçınılmaz oldu. Halbuki ben cesur yürek anne hamileleğimin ilk zamanlarında “normal olursa herşey, normal doğum yaparım” şeklinde beyanatlar vermiştim ahaliye.

Gerçi sonradan karnım burnuma yaklaştıkça içimden “allahım dönmese de sezeryan için bir geçerli nedenim olsa” diye de geçirmemiş değilim. Ancak sezeryan ameliyatının bu kadar zor olacağını bilseydim bu fikri aklımın ucundan bile geçirmezdim.

Doğum yapacak tüm kadınlara sesleniyorum; Ey kadın milleti siz siz olun her şey yolunda gidiyor ve doktorunuz destekliyorsa bebeğinizi normal yollardan doğurun. Şahsen benim için sezeryan sonrası çektiğim ağrılar, normal doğum öncesi çekilen ağrılara denkti. Herkes için aynı olacak değil elbette fakat gerek doğum sonrası bebeğinizi özgürce kucaklayabilme ve emzirebilme, gerek se daha çabuk iyileşme açısından normal doğum çok ama çok daha avantajlı.

Benden söylemesi…

>SÜTLÜ-1

Yayınlandı: 12 Ekim 2010 / KATEGORİZE EDEMEDİKLERİM...

>Biz kocaman bir aileyiz. Alper, annem-babam, Alper’in annesi babası, abim ve eşi teyzoş Ceylan, Akın ve diğer teyzoş Gökçe, kuzenlerim ve onların çocukları, dayımlar ve amcamlar, komşularımız, ve yakın arkadaşlar kızımın adaşı , Ece, Hande, Zeynep ablaları…

Beni hastanede ve evdeki ilk günlerimde yalnız bırakmayan iyi insanlar.

Ve bir minik melek. Küçük ağızlı, koca yanaklı sakin evlat. Ağlamaz, kızarır, ıkınır. Acıkır ağzını açar, uykusu gelince kollarını sallar, yüzükoyun yatınca huzur dolar. Süt kokar.

Sütlüsüdür annesinin. Öyle sever küçük kızını. O kadar miniktir ki her yeri bazen korkar annesi nasıl büyüyecek diye.

Ama büyür işte tüm insanlar. Ve anne saygı duyar tüm annelere.

Bugün ilk kez oturur bilgisayar başına. Kafada yazılacak tonlarca şey. Karar alır her gün bir yazı için izin verir kendine.

Şimdilik bu kadardır. Sütlüsüne koşar…