‘PAMUKOVA’ Kategorisi için Arşiv

>GÜLE GÜLE PAMUKOVA

Yayınlandı: 29 Temmuz 2010 / PAMUKOVA

>

Erken bir veda belki de bu. Belki de benden kaynaklı bir durum çoğunlukla; hayatımda bittiyse bir dönem bitmiştir. O sayfa kapanır, arkama bakmam genelde, hazırlamışımdır kendimi önceden mutlaka.

Yatılı okuduğum lisenin son gecesinde ağlarken herkes, ben soğukkanlıydım, üniversite biterken de…

Yüksek lisans biterken keza; bu soğukkanlılığım “soğukluk” olarak bile algılanmış olabilir.

Yıllarca çalıştığım dershanenin son gününde de “çıktım” oradan, bir özlem yok içimde.

Ama Pamukova.

Beni iyileştiren küçük kasaba. Çok eski günlere döndüren, kapatırken bazı yaraları kimi geceler gözyaşları içinde beni ağırlayan.

Sonra en sevinçli haberimi aldğım yer. Etrafımda hep iyi insanlar.

Şimdi bitti orası da. Ama bu sefer gözüm biraz arkada gibi

O yüzden işte yarım kalan bir veda bu seferki.
Reklamlar

>PAMUKOVA NO.4-YURT HAYATI

Yayınlandı: 07 Ekim 2009 / PAMUKOVA

> Ben çoğunluğun tersine lise yıllarımı yatılı okulda okudum. 14 yaşımda evden ayrılmış, hiçbir zaman alışamadığım “yatakhane” ortamına girmiştim. Hala kabuslarımda okula dönüş günümmüş gibi bavul toplarım.

Yine ben, çoğunluğun tersine Üniversite yıllarımı ise “ilkokul” hayatı gibi yaşadım. Şöyle ki Beşiktaş’taki evimiz, Mimar Sinan’ın Fen-Edebiyat fakültesine yokuş aşağı 10, yokuş yukarı 15 dakikaydı.

Şu günler itibariyle dikkatli izleyicilerin bildiği üzere yurt günlerime geri döndüm.

Az önce de belirttiğim gibi nefretle yaklaştığım bu ortamı bir süre için benimsemek mecburiyetindeyim. Koloni olarak yaşamak ruhuma aykırı; ben yalnız yaşamayı seviyorum kardeşim. Sırf yalnız olmamak uğruna samimi olmadığı biriyle alışverişe çıkan, yemek yiyen, aynı odayı paylaşan tipleri ise bir türlü anlayamıyorum, dediğim gibi tüm bu etkinlikleri iyi tanımadığım biriyle yapmaktansa yalnız yapmayı tercih ederim.

Gelelim Pamukova günlüğüne,

Saat 17.00 ye kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyorum. Dersler zevkli geçiyor. Bugün psikoloji dersinde son 10 dakikada çocuklara bir oyun oynattım. Daha önce derste böyle bir faaliyetleri olmadığından hem şaşırdılar, hem de sevindiler. Bu tarz oyunlar hem sınıfın birbiriyle daha sağlıklı kaynaşmasını sağlıyor hem de benim onları daha iyi tanımamı.

Odamda TV henüz çalışmıyor, (Üşenmeyen birinin anten satın alması gerekiyor:)) giriyorum yatağa, kucağımda bilgisayar yanımda kitaplar, tepemde bir lamba. Korku filmlerindeki sosyopatlar gibiyim. Bir kaç gün yarar, fazlası bünyeye zarar.

Bu arada yeni öğrenip şaşırdığım birşey oldu. Meğer Cem Uzan Pamukova’lıymış! Hatta TMSF’nin el koyduğu o meşhur-gizemli çiftlik de bizim şu karşıki dağın eteklerindeymiş! Hatta ve hatta o çiftlik Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiş, öğretmenler gidip gezebiliyormuş. Yaşasın, Pamukova’da gizemli bir etkinlik:)) Öğretmen arkadaşlarla hayal bile kurduk. Cem Uzan’ın çiftliğine bizim okul taşınırmış, uzaktan gelip giden öğretmenler üstüne üstlük orada kalırmış falan…

Bu haftalık Pamukova’ dan haberler bu kadar, sağlıcakla kalın!

>PAMUKOVA NO.3

Yayınlandı: 30 Eylül 2009 / PAMUKOVA

>Çarşamba günleri Pamukova’nın pazarı kuruluyor. Ben de pazar kurdu olarak ders çıkışı gezdim tabii ki.

Sanırsınız ki Pamukova küçücük bir kasaba değil, çünkü pazar Pamukova’nın heryerinde kuruluyor; nerdeyse ve her sokak tıklım tıklım dolu! Burada pazar tezgahları devasa büyüklükte ve her şey çuvalla satılıyor. 1 kilo incir istedim, pazarcı amca bana kasayla vermeye çalıştı, ben tek başımayım, 1 kilo yeter dedim, aslında yarım kilo alacaktım ama kasa teklifinden sonra utandım. Pişman da olmadım değil, ben böyle incir yemedim. İçi kıpkırmızı, kabuğu çabucak soyuluyor, üstelik 1 TL!

Hele o közlemelik kırmızı biberler yok muydu, gerçekten içim gitti: Resmen çuvalla satılıyor burada o kırmızı biberler. Közle közle bitmez! Evim de burada olacaktı, her çarşamba ne yemekler yapılır buradaki sebzelerle…

Yazının gidişatından karnımın acıktığını anladım okuyucu, kısa kesiyor, yemeğe kaçıyorum, bye…

>PAMUKOVA NO.2

Yayınlandı: 29 Eylül 2009 / PAMUKOVA

>

Hayatın yavaş aktığı yerler vardır. Koşturmacanın olmadığı, etrafın sakin, insanlarının dingin olduğu yerler. İşte Pamukova öyle bir yer. İçinde bulunduğum durum her bakımdan avuçlarımdan birşeylerin her saniye akıp gittiğini fısıldarken kulağıma bu “yavaş” kasaba iyi geliyor bana.
Geçen hafta okulların açılmasıyla beraber benim de yeni maceram start vermiş oldu. Pamukova Endüstri Meslek Lisesi, ilk görev yerim olan Esenyurt’ taki Ali KUL ÇPL. gibi mesleki eğitim veren bir okul. Fakat burada meslek lisesinin anlamı büyükşehirlerdekine oranla daha farklı. Büyükşehirlerde daha çok “umutsuz vaka”lar meslek liselerine yönlendirilirken, bu ufak kasabada parlak öğrenciler de kısa yoldan meslek sahibi olabilmek amacıyla geliyorlar bu okula. Ortalama 20 kişilik bir sınıfta Pamukova’nın içinden gelen 15 öğrenci varsa kalan 5’i çevre köylerden gelen öğrenciler. Hemenhepsi terbiyeli, çoğu neşeli, birçoğu zeki, yeni birşey öğrendiklerinde mutlu olan, heyecanlanan çocuklar; daha çocuklar.
Psikoloji ve felsefe derslerine girdiğim okulda 10.sınıflarda sınıf mevcutları 35 leri bulurken 11′ lerde bu sayı birden 17-20 lere düşüyor. “Okumayacak” olan öğrenciler, aileleri tarafından okuldan alınıyormuş. Sebebi tarlada çalışacak bir işgücünün eklenmesi zira çevredeki geçim kaynağı çoğunlukla çiftçilik.

Gündelik yaşantımda işini yarım yapan ve çok çabuk kabalaşabilen o kadar çok insanla karşılaşır olmuştum ki acaba bende mi bir tuhaflık var diye düşünüyordum. Bu önyargım da burada çöpe gitti. İnsanlar çok kibarlar. Bu izlenimimi paylaştığımda okuldaki bir çok öğretmen de bana katıldı. Nedenini ise Pamukova’ nın göçe kapalı bir lokasyona sahip olması sebebiyle yerli halkın korunmuş olması olarak açıkladık kendimizce.
Ders programları tam olarak oturmadığından okulda bir koşturmacadır gidiyor. Dersliklerin yerlerini bile tam olarak öğrenemediğimden öğretmenler odasında pek fazla vakit geçiremedim.
Şimdilik izlenimler bu kadar. Çok yorgunum, bir de heyecanlı bir kitabım var elimde; gömülüp onu okuyup, gözkapaklarım ağırlaşmaya başlayınca da yakın mı uzak mı/ imkansız mı mümkün mü bilmediğim -belki de hiç bilemeyeceğim- hayaller eşliğinde mışıl mışıl bir Pamukova uykusuna balıklama dalacağım.

>PAMUKOVA NO.1

Yayınlandı: 10 Eylül 2009 / PAMUKOVA

> Eveeet sıkı durun! Kadrolu öğretmen olarak atandığım Sakarya‘nın Pamukova ilçesiyle ilgili izlenimlerimi aktaracağım yazı dizime başlıyorum!!!

Fotoğraf çekmedim ama artık siz etrafı dağlık ortası bağlık bir ova hayal edin. Hatta şu yandaki resim hayalgücünüze yardım etsin birazcık.
Pazartesi günü Alper’le beraber ilçeye gidip öğretmenevine yerleşmiştik. Ertesi sabah Alper erkenden yola çıkıp işe gidince ben bilmediğim ve kimseyi tanımadığım bu avuçiçi kadar kasabada kaldım bir başıma.

Yabancı yerde uyku problemi çeken ben zombi gibi yataktan kalkarak hazırlanıp hemen öğretmenevinin bitişiğindeki okula doğru yola koyuldum.

Gerekli evraklar alındı-verildi. Kısa bir tanışma-durum değerlendirme faslından sonra, “eh ben gidebilir miyim artık?” şeklinde yanlış bir soruyla müdürün yüreğini hoplattım. Otomatikman “daha yeni geldiğim, biraz yüzümü görmeleri gerektiği” söylenerek Pamukova’ya çakılı bırakıldım. Tamam biliyorum ben de çok şey istiyorum. Ama benden istedikleri herşeyi -yıllık planlar- zümre toplantı tutanakları vs..- çarçabuk hazırlamıştım oysaki. Benim bir excel ve word kurdu olduğumdan haberleri olmadığından bu performansı beklememiş olabilirler:))

Kaderime razı oldum, tam boynum bükük kalakalmışken imdadıma iyilik meleğim Fatma Hocam çıktı. Müdür Yardımcısı olan bu bayan önümüzdeki günlerde Pamukova’daki yol göstericim olacak gibi görünüyor. Beni aldı ve Pamukova’yı tanıtma görevini üstlendi.

İlk durağımız bir kız öğrenci yurdu oldu. Emekli bir öğretmenin işlettiği yurtta Sakarya üniversitesi Pamukova Meslek Yüksek Okulunu kazanan öğrenciler kalıyor çoğunlukla. Yeni-modern bir bina olan bu yurtta tek kişilik oda, kahvaltı-akşam yemeği-güvenlik görevlisi-kablosuz internet bağlantısı vee tüm Pamukova manzaralı bir teras bile bulunuyor. Öğretmenevinde sürekli kalmamın huzur ve güvenlik açısından problem olacağına karar verip bu yurtla anlaştık.

2. durağımız devlet hastanesi. Fatma Öğretmenin eşi de burada doktor. Evet doktorum da var burada:)) Hazır gelmişken devamlı kullandığım bir ilacı yazdırdım hemen. Ardından bana en sevdiğim tıbbi malzeme eşantiyonlarından hediye eden süper bir eczaneyle tanıştım.
Öğlen 2’de tüm bu işler yapılmış ve Pamukova adım adım gezilmiş ve bitmişti:)) Bu arada tüm bu işleri hiç bir araca inip binmeden hallettiğmi söylemem gerekiyor. Artık kasabanın büyüklüğünü siz hayal edin…Burada boş vakitlerimin çok olacağının kesin olacağını düşünerek öğretmenevine dönüp geçtim TV’nin karşısına. O da ne? Trakya ve Silivri’yi seller götürmüş.

Çocukluğumuzdan beri biliriz ki Silivri’ de yağmur yağdı mı ayrı bir coşkuyla yağar. Ama bu seferki daha başka, arabaları sürükleyip ağaçları sökmüş; evleri önüne katıp götürmüş. Hemen Silivri’de yazlıkta olan Teyzemi aradım, elektrikler kesik olduğundan TV izleyemediklerini ama site biraz eğimli olduğundan sel sularının denize aktığını söyledi de yüreğime su serpildi. Sonra başka bir işim olamadığından akşama kadar sel haberlerini izleyerek kafayı yedim. Bu arada Pamukovada’da gök gürlemeye başlamaz mı… Sakarya nehri de yakınlarda… Eyvah!

Neyse ki yağmur 2 saat yağıp durdu ve seller götürmedi, ertesi gün oldu, yine okul. Bu sefer Ortalama yükseltme sınavlarında gözetmenlik görevim var. Dönem içinde kullanacağım kitapları alıp okuldaki dolabıma yerleşiyorum bir parça. Derken müdür insafa gelip, “yağmur bastırmadan sen gidebilirsin” diyor. Yuppi!!! (tabii ki bu nida içimden atılıyor:))
Vee evdeyim. Hemen yatağa girip uzun bir uyku çekiyorum. Galiba Pamukova’ya da alışıyorum…